Oldu ve Olacak

İsmi lazım değil, biraz önce okuduğum bir kitabın cümlelerinde kayboldum. Fakat bu kayboluş olumlu bir kayboluş değildi. Kitap stil yaratmak üzerine, vücuduna göre giyinme, renk kullanımını ve buna benzer konuları anlatıyor. Bölümlerden biri ise ayakkabıya ayrılmış ve ağırlık hep topuklularda. Stiletto, dolgu topuk, alçak topuk, topuk da topuk. Peki ya sneaker giyen kadınlar? Onlar şimdi peşinen stil sahibi olamadılar sanırım?! Bir kadın tarafından yazılmış bir kitabı okurken bunları düşünmek içimde bir yerleri kırıyor.

Kadının rolü, kadını kalıplara sokmak… Sorsak herkes karşı. Peki ya yazarken, çizerken, kaşımızı kaldırıp süzerken biz ne yapıyoruz? Sınırları kaldır, duvarları yık. Sosyal medyada elimiz hep çift tıka çalışıyor ama ya dilimiz? Davranışlarımız?

Benim sneaker giyme, bu konuda su yüzüne çıkma sebeplerimden biri de bu. Kadınlar sadece kalem etek ve stiletto giyip şifon bluzlarla sanki çok rahat ve mutlularmış gibi dolaşan varlıklar değil. Kadınlar nasıl iyi hissediyorsa öyle dolaşma özgürlüğüne sahip insanlar. Sneaker giyen bakımsız, 13 cm topuk giyen hafif olmaz! Bunun doğrusu “Ben kendimi böyle seviyorum, o yüzden bunu giydim” demektir.

Vücut şeklinden, saç renginden, kollardaki dövmelerden, yüzdeki piercinglerden bağımsız bakamaz mıyız acaba birbirimize? Ya da kadınlara stil tüyoları verirken cinsiyet kalıplarına takılıp kalmamak bu kadar mı zor?

Bakmayın böyle 4 paragrafta özetlediğime. Benim de bunları yazmam 1 anoreksiya, sağlıksız bir sürü diyet, bilinçsiz dolap alışverişleri ve kendini sevmemeyle geçen birkaç on yıl aldı. İnsan kendine neden bunları yapar bilmiyorum derdim ama şimdi biliyorum. Koyulan görünmez çıtaya ulaşmak için tüm bunlar. Ama artık kimse görünmez çıtalara ulaşmak için kendini paralayacak halde değil. Artık herkes, kendisini olduğu gibi kabul etmekle meşgul. İyi ki!

Share

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *