Photo by Nathan Dumlao on Unsplash

Romantik film batağına neden düşülür?

En yakın arkadaşlarımdan birinin bana aldığı kırmızı termosu kaybetmenin verdiği hüzünle yazıyorum;

Merhaba.

Bir itirafta bulunacağım.

Romantik TV filmlerine bayılıyorum. Hani şu Amerikan yapımı, şahane şirin insanların ağız dolusu sırıttığı, filmin sonuna kadar tesadüfler silsilesinin yaşandığı ve en sonunda büyük aşkla biten o filmler ve benzerleri var ya; evet onlar.

Özellikle son bir aydır ağırlıklı olarak bu filmleri arıyor buluyor ve izliyorum. Bu gidişatın normal bir seyir olmadığını ve neden sürekli bunları izlediğimi düşündüm. Bir yandan da  bu filmleri izleyen tek insan olamamayı umut ettim. Başdanışmanımız, yüce Google’a sordum: İnsanlar neden bu filmleri seyrediyor?

Cevabı yazmadan önce araya giriyorum: Bu filmlerle ün salmış bir TV kanalının 2020’de yaptığı yılbaşı film maratonu 100 milyon kişi tarafından izlenmiş arkadaşlar. Bu filmler izlenmekle kalmıyor adeta tüketiliyor. Bir de neden izleniyorlar? Yani bunu da düşünüyorum gerçekten. Çünkü mantıklı bakınca, izlenecek bir tarafı yok bu filmlerin. Başı belli sonu belli. Merak uyandıran, sürükleyici bir yanı da yok.

Neyse arandım arandım, gördüm ki bilim insanları bile oturup bunlarla ilgili akademik makaleler hazırlamışlar. Ben de işi gücü bıraktım – yine dünya için küçük ama benim gereksiz bilgi dağarcığımın genişlemesi açısından büyük bir adım attım- okudum da okudum. Gördüm ki aslında hepsi aynı noktaya çıkıyor: Bu filmler bizlere kendi stresli hayatımızdan bir süreliğine de olsa kaçma fırsatı veriyor, bizi mutlu bir dünyaya sokuyor ve bize gerçek hayata uyarlanmış bir masal diyarı sunuyor. Tesadüf karşılaşmalar, yanlışlıkla çarpışmalar, yavan ( romantik bile diyemiyorum ) cümleler, Her yerinden aşırı doz mutluluk ve huzur fışkıran dekorasyonlar, ışıl ışıl bir kasaba…

Filmlerde herkes gülüyor. Herkes aşırı mutlu. Ya ben insanların bir birine güldüğünü görmeyeli yıllar oldu. Herkesin birbirine selam verdiği, aşırı güvenli olduğu daha ilk sahneden belli bir diyar tabiiiiiiii ki günümüz insanına iyi gelir. Zaten genelde kasabada ya da küçük bir çevrede geçtiği için herkes birbirini tanıyor. Yani içinde yaşadığımız şehir hayatının tam tersi bir dünya. Büyük şehirde sıkışan karakterin evine dönmesi, mucizelerle karşılaşması, kendini baştan keşfetmesi bunların tümü beynimize iyi gelir, çünkü beynimiz mutlu sonları seviyor canlar. Basit diyaloglar, öngörülebilir son. Yumuşacık bir film. Ağır geçen bir günden sonra hiçbir şey düşünmeden izleyebildiğimiz filmler. En ufak bir beyin hücresi bile çalıştırmanıza gerek yok. Senaryo belli. Son derece olumlu ve hafif bir eğlence. Şahane!

Sanırım ben bir süre daha bu filmleri izlemeye devam edeceğim. Ruhumun aşırı parlatılmış bembeyaz dişler ve sonsuz bir gülümseme görmeye ihtiyacı var.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d bloggers like this: